26 Kasım 2011 Cumartesi
Sİ
Çocukluğu bölünmüştü.Büyüyünce belki toparlanırdı parçalar böyle düşünmüştü. O yüzden büyümek istedi hep bir an önce büyümek.Konuşurken bile parçalanırdı sözcükleri kafası darmadağındı. Yazdığı kelimeler bile başka kelimelerin harflerini taşırdı. Bir öykü yazmak isterdi ama kendi öyküsü bile yoktu. kendi öyküsünü başkalarının öyküsü tamamlansın diye parçalamıştı. Sığınmak isterdi kendinden daha büyüğüne ama hep daha büyük yaşardı yaşından. Çocukluğunu bırakmıştı sonunda işte, ve eksik kalmıştı her şey önce birer birerdi eksikleri sonra çoğalmıştı, büyümüştü eksikliği. Si aslında her zaman ağlardı, içi parçalanırdı yalnızlara, habersizlere, ruhu kırıklara ve sonunda onlara benzemişti; gölgesi bile kendinden daha büyük olanlara.
19 Kasım 2011 Cumartesi
sound and dream
Rüyalardan bir rüya...uzak bir rüya. O kent yok yerinde, tavaf ettiğim sokakları değişmiş, insanlar gitmiş karanlık, karanlık, salt karanlık...göz gözü görmez öyle işte gözüm kendi gözünü görmez öyle işte. Nefes nefese kalmışım, tanıdıklarımın yüzü değişmiş, tanıdık bir ses aramışım, tanıdık bir sese çağrılmışım. Koşarken el yordamıyla daha da kararmış her yer aynen şimdi olduğu gibi başladığım yer belli de gittiğim yer belli değil. Her şey dönme dolap...durduğum yerde bir lamba ve lambada gözleri kocaman bir cin; dileğimin ne olduğunu sormayı unutmuş, ben dilemeyi unutmuşum, tam dileyecekken uyandırılmışım karanlık bir gecenin ortasına.
12 Kasım 2011 Cumartesi
grief in silence
Yağmur yağar, önce ağır ağır sonra şiddetli bir kalp ağırır önce şiddetli, hep şiddetli....gecenin karanlığı insanlar karmakarışık renklerin içinde karanlık yüzler gülümserken daha bir acıya bürünür her yer...ince eleyip sık dokunmaz yazılarda ve kelimeler çoğaldıkça yaşama alanlarınız azalır, daralır sonra birbirimize çarparız, çarparız ve kırılırız dağılır tüm bildiklerimiz...nefes nefese koşamazsak sokaklarda o sokaklar bize cinnet getirir, gökyüzü üstümüze çökebilir! Hapsolmuş ruhlarımız belki de azabın en ağırını çeker...koşamam özgürce bende o sokaklarda gözlerine çarparım yoksa, çarparsam kırılırım, dağılırım her bir yana, nasıl toparlanırım sonra?
Tanrım nerelerdeydin, ben bunca zamandır seni beklerken nerede unuttun kendini?
Verdiğin oyuncakla oynayamıyorum artık, artık eskisi kadar çocuk değilim ve çocuk olmayı özlüyorum! Yıllar sürekli ileri atıyor bizi istemediğimiz halde de neden bu kadar çok istiyorken takvim yaprakları geçmişe doğru yırtılmıyor?
Tanrım neden bu kadar sessizsin, her şeyin yanlış olma ihtimali ürpertiyor beni.
Tanrım yoruldum!
Yo-rul-dum!
Tanrım nerelerdeydin, ben bunca zamandır seni beklerken nerede unuttun kendini?
Verdiğin oyuncakla oynayamıyorum artık, artık eskisi kadar çocuk değilim ve çocuk olmayı özlüyorum! Yıllar sürekli ileri atıyor bizi istemediğimiz halde de neden bu kadar çok istiyorken takvim yaprakları geçmişe doğru yırtılmıyor?
Tanrım neden bu kadar sessizsin, her şeyin yanlış olma ihtimali ürpertiyor beni.
Tanrım yoruldum!
Yo-rul-dum!
9 Kasım 2011 Çarşamba
4 Kasım 2011 Cuma
"Yaşamak sadece yürümek değildir, ivmeli yürümektir."
Anlardan oluştuğu söylenir hayatın teorik olarak (yani Tanrının fısıltısıdır esasında) pratikte yaşandığında ise büyük yıkımların kalıntısıdır hayat.Henüz bir noktası yok yaşadıklarımızın ve kelimelerce hislerimiz çeşitlenir. Bazen bir ölüm sessizliğine bürünür ruhumuz, bazen ise bir kelimenin yazılışındaki zerafet hayatı keşfetmenin ve okunanların anlam kazanmasının yaşattığı derin hazzı katar ömrünüze.
Oku! dedi Tanrı çünkü "Bilinç, dillendirmeyi, dil de adlandırmayı, adlandırma ise simgeleştirmeyi içeren bir süreçtir." Okudukça, bilinçlenmenin gerekli kıldığı adlandırma süreci, hayatı anlamlandırma sürecine cebri olarak yön verir. Ve okumak zordur esasında çünkü o zaman keşfedersiniz ki üst üste yığdığınız değerler ilk darbede yerle bir olan enkazdan başka bir şey değildir. Ya siz de o enkazın altında kalır ve ölürsünüz ya da zorda olsa ellerinizle kazırsınız altında kaldığınız moloz yığınını ve sağlam, büyük, cömert, aydınlık bir evin temellerini atarsınız. Belki tekrar yıkılır eviniz olsun bir kez daha yaparsınız çünkü evinizi yıkmazsanız eskirsiniz, yıkmazsanız çürürsünüz, yıkmazsanız er yada geç yenilirsiniz ve yıkmazsanız eskiyi, kokuşmuşu ve çürümüşü gençliğinizi kaybedersiniz.
O yüzden; Oku! dedi Tanrı çünkü mezarları dolduran ancak yaşlılardır!
Oku! dedi Tanrı çünkü "Bilinç, dillendirmeyi, dil de adlandırmayı, adlandırma ise simgeleştirmeyi içeren bir süreçtir." Okudukça, bilinçlenmenin gerekli kıldığı adlandırma süreci, hayatı anlamlandırma sürecine cebri olarak yön verir. Ve okumak zordur esasında çünkü o zaman keşfedersiniz ki üst üste yığdığınız değerler ilk darbede yerle bir olan enkazdan başka bir şey değildir. Ya siz de o enkazın altında kalır ve ölürsünüz ya da zorda olsa ellerinizle kazırsınız altında kaldığınız moloz yığınını ve sağlam, büyük, cömert, aydınlık bir evin temellerini atarsınız. Belki tekrar yıkılır eviniz olsun bir kez daha yaparsınız çünkü evinizi yıkmazsanız eskirsiniz, yıkmazsanız çürürsünüz, yıkmazsanız er yada geç yenilirsiniz ve yıkmazsanız eskiyi, kokuşmuşu ve çürümüşü gençliğinizi kaybedersiniz.
O yüzden; Oku! dedi Tanrı çünkü mezarları dolduran ancak yaşlılardır!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)