31 Ağustos 2011 Çarşamba

Ditna we derde mın bu

Güneş yakarken doğunun topraklarını bir kokusu olur ki şimdi havasının içine çekmeye doyamazsın! Ne kokusu desem nasıl anlatsam hani böyle özlem gibi, hani en acıyan yerinin ağrısı diner de bir rahatlama çöker ya bedenine...akşam 5 çayında tatlı bir yel eser ve çocukların coşkusu gibi, karşı köyde bir cenaze kalkar okunan sela, burukluk, kalp sancısı ve kelebekler...cümlelerden ziyade kelimeler  yani zaman dar...kış başlıyor yani bir nefes alacaksan şimdi al...

16 Ağustos 2011 Salı

Zİfiri gece masalları...

Bildiğim ne varsa çöpe atıyorum şimdi...vedalar senesi bu sene ve bir şehrin en iyi bildiğim yeri otogarları oluyor nedense...giderek yollara benziyorsun yılların ardından sürekli gidilen ama bir yere varılmayan, sürekli izlenilen ama asla dahil olunamayan...yol boyu akan nehir oluyorsun sonra etrafı bir orman, suyunu verdiğin ama asla oturup gölgesinde dinlenmediğin...zaman oluyorsun daha sonra  hatırası dağ kadar, söylenmiş ve söylenmemiş ne varsa işte...hissettiklerim oluyorsun bir an asla yalan yanlış çıkmayan bilmekten daha güvenilir hani bir duvar gibi çarptığım, kırıldığım... ve uhu misali yapıştırıldığım umutlarım oluyorsun sonra...ve bir perdesin anladığım kadarıyla gerçeğe,  arkanda salınan ışık gözüme çektiğin perdeyle bulanık oluyor bir zaman ve bir zaman gözümü çekiyorum olmam gereken yerden...karanlıklar...ve gitme zamanı yani  yağmurun ölü toprağa ilk düşüşü...sonrası hep yalan bir türlü toparlayamadığım neresinden tutsam orasından kırdığım düşlerim... 

6 Ağustos 2011 Cumartesi

perde

görüntüler ve firar eden akıl...
sağırsa kulaklar gözler iki kat daha iyi görür...

varsa duyulmaya değer şeyler o zaman kör olsun işe yaramayan gözler!!!
Kalbimin en doğusu yollar uzar önümüzde, dağlar ve vadiler; iki dip  iki derinlik iki bir araya gelememezlik! Sus artık yeter!